Önümüzdeki günlerde yapılacak 12 Eylül anayasasının yenilenmesi ya da “değiştirilmesi” hususunda yapılan tartışmalar ve bu doğrultuda yürütülen farklı siyasi partilerin çalışmalarından önce bu sürece nasıl gelindiği konusunda bir değerlendirme yapmayı, bu anayasanın hangi şartlarda ve nasıl değiştirilmek istendiğine yönelik düşüncelerimizi sizlere sunmayı daha sağlıklı olacağını düşünüyoruz.
{jcomments on}Hepimizin bildiği gibi en son yapılan yerel yönetim seçimlerininde bir referandum niteliğinde geçtiğini iyi biliyoruz. 29 Mart yerel seçimlerinin ortaya çıkardığı siyasi durumu Kürt sorununun çözümü doğrultusunda değerlendirmek üzere, Kürt tarafının ortaya koyduğu öneriler Türk devleti tarafindan ciddiye alınmadığı gibi, bu olumlu süreyi Kürt hareketini ve legal alanda siyasi mücadele yürüten DTP başta olmak üzere bir çok kazanımı tasfiye edebilirmiyim düşüncesiyle 14 Nisan da başlattığı siyasi saldırıları bir süre durdurdu.
Bu sürece katkı sunmak amacıyla Sayın Apdullah Öcalan’nın ortaya sunacağı çözüm önerileri her iki tarafın hassasiyetlerini gözönünde bulundurup yol haritası ile formüle ettiği çözüm sözleşmesi Türkiye halkları ve demokrasi güçlerini umutlandırdı. Fakat yol haritasi ellerine geçince Kürtler üzerinde inkar ve imhaya dayalı yeni siyasi planların inceltilmiş, sinsi ve gizli olarak yürütülmesinin imkansız olacağını açığa çıkacağı için yol haritasına el konulmuş, kamuoyuna ulaşılması bilinçli bir şekilde engellenmiştir. Bu olumsuz gelişmeye rağmen Kürt tarafı çözüm konusundaki samimiyetini çözüm koşullarının gelişmesi yönünde barış guruplarını Türkiye’ye çağırarak olumlu adımlar atmıştır. Halkın gelen barış guruplarını görkemli bir şekilde karşılaması ve sahiplenmesi, devletin ve AKP’nin oluşturmak istediği siyasal ve kültürel soykırımın boşa çıkarılmasında büyük rol oynadı. AKP ve devlet böyle bir halkın demokratik siyaseti geliştirdiği yerde tasfiyeye dayalı gizli ve sinsi politikalarının hayat bulamayacağını çok net gördüler. Bu noktada oluşan mücadeleyi yok etmek için tekrar imha ve saldırı amaçlı yönelime giriştiler. Bu temelde başta DTP’nin kapatılması, belediye başkanları ve siyasetçilerin tutuklanması tamamlanarak kendi önlerinde engel
olarak gördükleri Kürt halkının demokratik iradesini kırıp siyasi ve kültürel soykırımı hedef alan yeni politikaların önünü açtılar.
AKP hükümeti Kürt sorununda demokratik çözüm yönünde hareket etmek yerine anayasa değişikliğini gündemine alarak, Kürt halkına karşı giriştiği yok etme politikasını meşrulaştırarak kendisini güvenceye alıp devletin yeni sahibi olarak gelecek genel secimleri de kazanıp, Kürt
kanı karşılığında devletle pazarlığa oturmuştur. Buradaki asıl amaç; Kürt sorununu demokratik temelde çözmek değildir. Kürtler üzerinde her türlü egemenliği sağlayacak yeni bir devlet yapılanması olmaktadır. AKP Kürtler üzerinde siyasi egemenlik ve kültürel soykırımı tamamlaya cak devletin Kürt halkına karşı yürürlüğe koyduğu yeni politikaları en sinsi ve gizli yöntemlerle uygulanmasında basat gücüdür. AKP hükümetinin 8 yıl boyunca demokratikleşmeden söz etmesi demagojik söylemden öteye gitmemiştir. Kürt sorununu Kürdsüz çözmek istemesi AKP’nin toplumu oyalamak ve demokrasiyi sömürmesinden öte bir şey değildir. Fakat süreç icinde sıkıştığı zaman AKP demokrasiden dem vurarak iktidarını devam ettirmektedir.Türkiye’de demokrasi özleminin ne kadar güçlü olduğunu bildiğinden ve güclü bir demokratik siyasi alternatifi olmadığından her sıkıştığında demokratikleşme adımlarından söz ederek kendini kurtarmaya çalışmaktadır. Anayasa değişiklikleri konusuda bu çerçevede gündeme gelmiştir. Demokratikleşme amacı ile değil, iktidarını sürdürecek bir taktik olarak ele almaktadır. Bu taktik hükümet sözcüsü olan Cemil Çiçek tarafından doğrulanmıştır. Cemil Çiçek, bizde anayasayı 5-6 madde dışında tümden değiştirmek istiyoruz, diyerek anayasada demokratik bir değişiklik yapmaya niyetlerinin olmadığını açıkça ortaya koymuştur. Çünkü anayasanın tüm maddelerine ruhunu veren ve
Türkiye’deki sistemi bir bütün olarak belirleyen söz konusu bu 5-6 maddedir.Bu maddelerde esas olarak 12 Eylül rejiminin hedeflediği Kürtlei egemenlik altında tutma ve siyasi soykırımı tamamlamayı amaçlayan temel maddelerdir. Türkiye’nin demokratikleşmemesinin temel nedeni
Kürt sorununun çözümsüzlüğü olduğu gözönüne getirilirse Cemil Çiçek’in bu söyleminde somutlaşan AKP zihniyetinin demokratik bir karekteri olmadığı anlaşılır.
En fazla tartışılan maddeler Anayasa Mahkemesinin ve Yüksek Hakimler Kurulunun üyelerinin naıl seçileceği ile ilgilidir. Türkiye,de siyasal sistem ve bu siyasi rejimin temeli olan hukuk sistemi değistirilmeden yargıçların değştirilmesi demokratikleşmede olumlu gelişmeler sağlayacağız demek, basta Kürt halkı olmak üzere demokrasi güçleriyle alay etmektir. Çünkü seçimler hangi biçimde olursa olsun söz konusu yargıçlar ya da mahkemeler mevcut hukuk sistemini uygulamaktan sorumludurlar.
Bu anayasa değişiklikleri konusunda en kötü olan şey; AKP’nin onyıllarca mücadeyle ortaya çıkan demokrasi birikimini yozlaştırması ve tüketmesidir. Oysa Türkiye’de anayasanın tümden değiştirilmesi için kamuoyunda ciddi bir ortaklık ve beklenti vardı. Gerçek böyle olmasına rağmen AKP toplumdan çok geri bir biçimde kısmi degişikliklerle bu demokratik birikimi kendi çıkarı doğrultusunda tüketmektedir. Anayasa konusunda pişmiş aşa su katmaktadır. Oysa tarihi bir fırsat oluşmuştu, Fakat AKP bu fırsatı kendi dar çıkarları yönünde mevcut sistemin ömrünü uzatmakla yetinmeyip 12 Eylül’ü gerçekleştirenlerin ruhuna fatiha okutacak duruma düşmüştür.
AKP Kürt sorununda izlediği çözümsüzlük politikalarında, anayasa değisikliği yapıyorum adı altında gizlediği gerçek yüzünü, BDP yide bu anayasa değişikliğini desteklemesini isteyerek BDP’yi maske olarak kullanmak istemiştir. Kürt inkarının belgesi olan 12 Eylül anayasası ve onun sistemini Kürtlere BDP ile kabul ettirmek istiyor.Onlarca yıldır Kürt halkı olarak bu anayasanın meşruiyetini kabul etmeyip ona karşı mücadele ederken, AKP gibi onlarca siyasi parti bu sistemden beslenerek iktidar olup 12 Eylül anayasasının sayesinde hükümet olmuşlardır. Şimdi AKP gibi iktidar sarhoşu olan bir hükümet neden bindigi dalı kessin ki ?
CHP ve MHP’nin bu değişikliklere nasıl yaklaştığı Kürtleri çok fazla ilgilendiren bir durum değil. Kürtlerin inkar ve imhası konusunda AKP ile aynı düşündükleri açıktır. Devleti ve iktidarı ele geçirmek için yürüttükleri mücadele birbirlerine sarf ettikleri sözler Kürtleri ilgilendirmemektedir. CHP ve MHP şövenist tutumları Kürt toplumu içinde teşhir edilmiş ve bölgemizde silinmişlerdir. Mevcut durumda devlet adına Kürtler üzerinde siyasi egemenliği kültürel soykırım politikasını sürdürmede görevli parti AKP’dir. AKP, CHP ve MHP gibi teşhir olmama durumunu kullanarak Kürtler üzerindeki bu egemenlikli politikasını sürdürme konusunda her türlü hokkabazlığı ve inceltilmiş yöntemleri ustaca uygulamaktadır. Taşidığı sinsi ve gizli pılanlar suyun üstüne çıktığı zaman, CHP ve MHP’den daha tehlikeli parti konumunda olduğu zaman, zaman görünmektedir. Şu an AKP’nin izlediği politika bir devlet politikasıdır. Bunu yeri geldiğinde söylüyorlar. Bu da iflas eden eski politikalar yerine kültürel argümanlarla politikasına meşruiyet kazandırıp Kürtler üzerinde eski amaçlı yeni yol ve yöntemlerle gerçekleştirmeyi ifade etmektedir. Türk devletinin ve bu devlet politikasını yürüten AKP’nin Kürt sorununda bir çözüm zihniyeti ve politikası olmadığı netleşmiştir.
AKP 2002 yılında demokrasi söylemiyle iktidara gelmiştir. Kürt halkı AKP2ye Kürt sorununu doğru temelde çözmesi için defalarca firsat vermistir. Fakat özümsüzlükten beslenen AKP hükümeti; “ ilk önce düşünmezsen Kürt sorunu yoktur” yaklaşımı içinde olurken, Kürt halkı da;” düşünüyorum öyleyse varım” diyerek tepkisini ve tutumunu mücadele ile ortaya koymuştur. Bu durum bütün onurlu halklar gibi Kürt halkınında onuruna sahip çıkmasını ve bu yönlü direnişini geliştirmesinin sonuçları olarak 29 Mart yerel seçimlerde başarıyla çıkmasını beraberinde getirmiştir. AKP’nin politikaları demokrasi güçlerini ve Kürt sorununun demokratik çözümünü isteyenleri oyalama temelinde yürütmüş, hatta;” Kürtleri en iyi ben imha ederim” deyip kendini pazarlayıp iktidarını tutma yolunu bu şekilde sağlamıştır. Gelinen aşamada bu politikalar tümden açığa çıkmıştır. Öyleki bu süreci bastırma ve imhayı bir demokratikleşme gibi yutturmaya çalışmaktadır. Bu yalanlara karşı çıkanlara;” toplumda demokratikleşme yapıyoruz ama Kürtler bu süreci sabote ediyorlar” diyerek, sil baştan yaparız tehditi ile bu yalancı açılıma karşı duranları haksız çıkartıp ekarte ederek, kendilerini haklı gösterip bizim direnmemizi engelleyip ve kendi tasfiye politikalarını yürütüp hakim kılmaya çalışmaktadırlar. Bu doğrultuda yoğun bir psikolojik savaş yürütmektedirler. Oysa kendi teorisyenlerinden Zaman gazetesi yazarı olan Fehmi Koru bu süreçle ilgili şu çarpıcı açıklmayı yaptı; “AKP ve Erdoğan, Obama gibi geldi, Busch gibi oldu. Tabi daha sonraları Fehmi Koru’dan bu bu sözlerin hesabı ağır soruldu. Bu durumu Psikolojik olarak öyle pompalıyorlarki Kürt sorununu çözmediği halde sorunu çözüyormuş gibi ya da demokratikleme yapıyormuş gibi toplumu aldatmada ve böylelikle politikalarına karşı direnen bütün kesimleri etkisiz kılıp saf dışı ederek kendini iktidarda tutup kendi ideolojik ve siyasi çizgisi doğrultusunda devleti Kürtler üzerinde haklı ve hakim kılmaktadır.
AKP’nin şu an izlediği politika budur. Bu politika Kürt halkı ve demokrasi güçleri açısından çok tehlikeli olduğu gibi tam bir tuzak niteliğindedir. ...... Devam edecek....
Xemetkan Karer