Vinaora Nivo SliderVinaora Nivo SliderVinaora Nivo SliderVinaora Nivo Slider

Din-ticaret ve siyaset koalisyonunda entrika

Kullanıcı Oyu:  / 0
En KötüEn İyi 

 

 

 

 

 

 Ahmet Kahraman Cewlik´li (Bingöl)yazardır. Doğduğu toprağın ve halkının kıymetini bilen, kalemi güçlü bir yazardır. Dili ve üslubu anlaşılır ve akıcıdır. Sürece dair tespitleri hep doğru çıkar. Bu makalesi de yasanılan sürecin çok açık, yalın ve anlaşılır tanımıdır. Bir solukta okuyacağınıza olan inancımla paylaşma gereğini duydum.

Sürgünde yaşayan xale Ahmet e burdan yürek dolusu sevgi ve saygılar.

Ekrem Kaval

 Din-ticaret ve siyaset koalisyonunda entrika

 Bu rejim, entrikayla lanetlenmiş sanki. Korku fokurduyor. Başından beri, asıl sebep efendilik güdüsü gizlenip, sahnenin ortasına zahiri görüntüler oturtularak, etrafında, kanlı iç çatışmalar, nefes kesen gırtlaklaşmalar sürdürülüyor.
Fakat, Ankara’ya efendi olma savaşlarının bütününde ve her defasında Kürtlerin kellesi düştü, sepete. Kürt kanı uzlaşma noktaları oldu.
Ankara entrikalarıyla rejime baş efendisi tepişmelerinde, Kürtler arada kalıp, ayak altında ezildi. Kim Kürtlere zulümde rekor kırdıysa, o kendini vatansever ilan etmeyi hak gördü.
1925’de ilan edilen Takriri Sükun kanunu, baş efendi yerinde gözü olanların kafalarını uçurdu, ama Kürdistan’ın yüreğini yakarak unutturdu. 27 Mayıs darbesinin fonuna, Sivas’taki Kürt toplama kampı oturtuldu. 12 Mart ve 12 Eylül darbeleri, Kürtlere zulümle kılıflandı.
Kürt kanı vatana sadakatin madalyası, iktidar entrikalarında, hep ayak altında ezilendi. Kürtlere zulümde rekor, vatanseverlik madalyası yaptılar.
Bir elde bayrak, ötekinde Kur’an’la iktidara gelen Süleyman Demirel’in Tansu Çiller’i ‘’en büyük vatansever benim’’ yarışında devlet çetelerini, Mafyayla takviye etmiş, onun ‘’cengaverlerinden’’ Mehmet Eymür bile, daha sonra MİT’teki alan savaşında rakiplerini alt etmeye çabalarken, ‘’babamın elinde Kürt kanı var, sizin neyiniz var lan!’’ dercesine, babası Dersim dağlarında at üstünde düşman kovalarken çekilmiş bir fotoğrafını yayımlamıştı.
Fethullah Gülen-AKP ortaklığının tarikat-ticaret-siyaset entrikalarında da, Kürtler okkanın altında kalıyordu. Tarikat, güç elde etme hamlesini vatanı çok sevmeye bağlayor, ‘’MİT Kürt temsilcilerle görüşürken, yetkilerini aştı’’ gerekçesini öne sürüyor, bu olayın tozu dumanı dağılsın diye ertesi gün yeni Kürt seferi düzenleniyordu. Türk medyası dünkü bilançoyu bir günde 100 kişilik tutuklama ve dağlara bomba yağdırma olarak açıklıyordu.
Bu entrikadan da Kürtlere düşen kan, korku ve göz yaşıydı.
Oysa, AKP-Fethullah Gülen koalisyonunda patlak veren iç savaşın Kürtlerle ilintisi, bağı, bağlantısı yoktu. Kürtler, entrika çemberinde, yandaşlara hoş seda veren zahiri (sanal) sebebeti. Birinin, ötekinden daha milliyetçi, ırkçı görünme rolü…
Fethullah Gülen, günler önceden savaş tamtamları çalmaya başlamıştı, çünkü. Kah ağlayarak, kah awurt sallayıp, kaş çatarak meramını, din kişilerinin adının geçtiği masallar, efsanelerle anlatan Gülen özel televizyon kanalında, günlerden beri, ‘’hep bana olmaz, bu böyle gitmez, benim hakkım nerede!’’ diye bağırıyordu. Ama savaş meydanına çıkarken, ‘’birileri malı tek başına götürüyor, MİT de adamlarıma kadro veriyor’’ dese, ‘’polis sende, adliye, eğitim sende, daha ne istiyorsun, gözüne toprak dolasıcası adam’’ diyen sesleri duyar gibi olduğu için, ırkçılara göz kırpıp, gönüllerini hoş ediyor, Kürtlerle görüşmeyi odağa oturtuyordu.
Bu bir pazarlıktı. Pazarlık gücü, tarikatının ise toplumun kılcal damarlarına kadar yayılan, hayatın bütün siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel alanlarında etkinliği hissetiren yer altı örgütlenmesiydi. Tarikatın elinde bulundurduğu sermaye birikimi ve medya ise gücünü doruğa çıkan unsurdur.
Onun için, partileşmeye ihtiyaç duymamıştı, tarikat. Yardım vaadiyle, son otuz yılda, bütün iktidarlardan dilediğini almış, devleti ele geçiren kadroları su başlarına oturtmuş, dış yatırımları için de devlet desteği sağlamıştır. Demirel’den sonra Tansu Çiller, Erbakan ve Ecevit, hatta CHP’nin koalisyon ortağı olduğu dönemde de dış yatırımları bu yüzden ivme kazanmıştır.
Fethullah Gülen, gücüne dayanarak pazarlık savaşı açmıştır. Nitekim, masalla kendini anlatma olan son TV konuşmasında Demirel’den övgüyle söz ederek, onun ‘’demokrasilerde çare tükenmez’’ sözüyle AKP’ye göz dağı veriyordu. ‘’Şartlarım kabul görmezse, ‘’kitle gücümle başkasına giderim ha’’ demeye getirerek…
Tarikatın yayın organı Zaman gazetesinden Ali Bulaç, dünkü yazısında Gülen’in istekleri ve bu isteklerin gerçekleşmemesi halinde olacakları şöyle anlatıyor:
‘’AK Parti’nin geleneksel Milli Görüş çizgisini gözden geçirip iktidara yürümesi, eşzamanlı cemaatlerin -tek bir cemaat değil- ona toplumsal olarak da destek vermesiyle mümkün oldu. Bu mesud işbirliği sonucunda Türkiye hamle üzerine hamle yaptı, krizi aştı, dünyanın 16. ekonomisi olma başarısını yakaladı; AK Parti girdiği her mahallî ve genel seçimden gücünü artırarak çıktı, bölgeye açıldı, siyasî istikrar sağlandı ve en önemlisi sivil siyasetin askerî-bürokratik vesayetten kurtulması yönünde büyük başarılara imza attı.”
Gülen, iktidar gücünden daha fazla pay alamazsa ne mı olur? Desteğini çeker.
Oysa, Recep Erdoğan gönlünde devlet başkanı olma hayalini büyütüyor. Nihai hedefi budur. Tarikatin isteğini çekmesi halinde, hayallerinin yarı yolda kalacağını, herkes gibi o da biliyor.
O nedenle orta yolu bulacaklardır. Savaş iki tarafın da kaybı demektir çünkü.
Savaşın Kürt sorununun çözümünde kaynaklandığı iddiası saçma kalmaktadır. İki taraf da, bu konuda aynı görüştedir. Bir şeyler olacakmış gibi yapmak, ama Kürt direnişini silahla, tutuklamayla susturup, bitirmek ortak plandır.
Kürtleri tatmin edici bir çözüm, tarafların kafasında yoktur.

AHMET KAHRAMAN

AHMET KAHRAM             AASSaaaa aaaa  aAaAAAAAAAAARTN