18.Yy.da mikropların insan bedenini hasta ettiğini söyleyen bilim adamları delilikle suçlanmışlardır. O döneme kadar gözle görülmeyen canlıların insanların bedenine çeşitli yollarla girip onların metabolizmalarında hasarlar oluşturduğu fikri oldukça yabancı bir fikirdi ve insanların bu fikre inanmaları epeyce bir zaman aldı.
{jcomments on}
İnsan hayatını kolaylaştırma misyonu ile gelişim gösteren kimi teknolojik materyallerin insan bedeninde ya da insan topluluklarında sosyolojik olarak ne tür değişimlere yol açacağı üzerinde tartışmaları devam eden önemli bir konudur
Teknolojik gelişmelerin esas hedeflediği alanın askeri çalışmalar olduğu bir kenarda tutulmak kaydıyla bir telefonun, kameranın ya da bilgisayarın sosyal bir varlık olan insan üzerinde, onunla ilgili tüm alanlarda ne gibi bir değişim içerdiği insan soyunun kalıtsal özellikleri üzerinde yapılması muhtemel genetik müdahaleler kadar önemlidir.
Alet/edevatların teknolojik bir özellik kazandığı 19.Yy.ın başarından bugüne kadar ne tip ürünlerin icat edildiği, bu icatların insan grupları üzerinde ne tür etkilerinin olduğunun sağlıklı bir analizinin yapılmadığı, günümüz insanının davranış tarzları, sosyal ilişkilerde ki başarısızlığı, sosyal ilişkileri kurma ve idame ettirmede ki yetersizlikleri, sosyal kurumlar üzerinde yarattığı tahribatlar ile bu yarattığı tahribatların giderilememiş olması, mevcut gelişmeler ile insan odaklı olduğu ifade edilen özgürlükçü yaşam tarzının felsefik anlamda içine girdiği açmazlar, doğa insan ilişkilerinde ki vahşi denetim ve doğanın hızlı tahribi gibi konular bu analizlerdeki en basit yetersizlikleri gösteren birkaç örnektir.
Gemilerin ve trenin icadı ile toplu ulaşım, radyo ve televizyonun icadı ile toplu ileti, telefon ve bilgisayarın icadı ile de toplu iletişim alanlarında tarihin görmediği çapta büyük gelişmeler kaydedilmiştir.
O güne kadar ayaklarını kullanarak mesafe kaydetmeye alışık insanoğlunun bu binlerce yıllık alışkanlığı, bir günde bir kilometreden az yürüyen büyük bir büyük insan yığınını yaratmıştır.
Toplu üretim sistemlerinin icadı ile doğa ile iç içe çalışmaya alışık insanlık bir fabrika ya da atölye salonuna hapsedilmiş, çalışma zamanının tamamını buralarda geçirmek zorunda kalmıştır. Doğaya yabancılaşan bu insan tipi bir basit karıncadan bile ürker hale gelmiş, bir süre sonra doğayı kendisine düşman olarak telaki etmeye başlamıştır. Bu durum da doğanın insan üzerindeki tüm etkinliğinin ve belirleyiciliğinin bitişi anlamına gelmektedir.
Yazılan bu makale teknolojik gelişmeler üzerine yetersiz analizlerin yapıldığı ile ilgili olup teknolojik gelişmelere karşı bir olumsuzlama içermemektedir. Bunun anlaşılması makalenin anlaşılması için çok önemlidir.
Geleneksel insan modelinde burunlarını birbirlerine sürterek sevgi gösterisinin yapıldığı, yanak yanağa öpüşerek sevgi ve saygı belirtilerinin ritüel haline geldiği, tokalaşma, gülme, ağlama ve diğer mimik ve jestlerin sosyal ilişkilerin anlam, içerik ve konuşma dışında ki tüm iletişim alışkanlıkları olanca hızıyla insan hayatını terk etmektedir. Bu durum bazı kimseler tarafından -ki bunlar genellikle 40 yaş üstü kişiler için geçerli- eleştiri konusu yapılsa da genel anlamda bir şikâyet konusu olarak değerlendirilmemektedir.
İnsan bedeninin sosyal iletişim aracı olmaktan çıkartılması en basitinden yaşanan sosyal sorunların çözümünde de insanların içine girdiği en güncel handikaplardan birisidir. Binlerce yıllık alışkanlıklar manzumesi ile kurgulanmış, algısal boyut kazanmış, tanımlanmış ve anlamlandırılmış ve beklide en önemlisi konuşma alışkanlığı kadar önemli hele getirtilip gündelik yaşamda yaşanmış bu sosyal davranışların son elli yılda büsbütün yıkılmaya veya önemli oranda sosyal hayatın dışına çıkartılması ile insan soyunun sosyal iletişim kurma konusunda kendisini ne kadar yetersiz bir hale getirdiği görülmelidir.
Faklı dilleri konuşan insanlar bir araya geldiklerinde geliştirdikleri ilk iletişim yöntemi bu insanlığın ortak iletişim alışkanlıklarıdır. Dilin bile devre dışı kaldığı bir sosyal ortamda insanların buna rağmen iletişim kurmalarını sağlamaları sosyal bir varlık olan insanın yegâne özelliğidir. Bu değerlendirmeyi beden dili olarak yorumlamak en basit anlamıyla konunun anlamsızlaştırması ya da anlamının daraltılmasıdır. Burada bahsedilen konu beden dil değildir. Sosyal davranış alışkanlıklarıdır. Hülasa farklı kültürlerde anlamlı olan bazı mimik ve jestler bir başka kültürde anlamsız olabilir. Hâlbuki bahsedilen beden dili olmuş olsaydı bunun tüm kültürlerde benzer anlamlar taşımasını zorunlu kılardı.
Devam edecek.