Ülkemizde her yıl onlarca araştırma yapılıyor. Yapılan her araştırmada yaşanan sorunlar araştırılarak en uç noktasına kadar toplumun bilgisine sunuluyor.. Bu araştırmalar, özel çağrışımlarla dikkatlerimiz konuya yönlendirilmeye çalışır ve aynı zamanda da bizlerden çözüm önerileri beklenir. Yani, yaşanan olumsuzlukları bizler de yaşamayalım diye. Hatta topluma iyi örnek olmamız bile istenir!.
{jcomments on}Şiddete dayalı bir toplum olduğumuzu inkar etmeden önce şöyle etrafımızda yaşanan onca dramlara neden tersinden baktığımızı anlasak, az buçuk gerçeklerimizi görmeye de çalışacağız. Çalışacağız da, fırsat kolayabilirsek.
Şiddet, toplumun en üst kademesinden “namuslu” bir şekilde politik kurnazlıkla topluma şırıngayla enterge ediliyorsa, o ülkeyi yönetenlerin dürüstlüğü ister istemez her kesimde tartışılmaya başlanır. Biber gazını, copu, tüfeği, bıçağı, kamayı, baltayı, yumruğu, hatta testereyle insan kesmeyi bir kenara bırakalım. En büyük silahın ne olduğunu hemen hemen hepimiz biliyoruzdur: Politikacıların terbiye edilmeyen DİLİ. Yani, “topluma ders olsun, gözü açılsın” diye ağızlarında sakız gibi kullandıkları, AHKAM KÜLTÜRÜ.. Hem de toplumun gözlerinin içine baka baka meydanlada sarf ettikleri sözler..”Yeni anayasa” değişikliği için meydanlara çıkanların yapılacak kanun değişikliğinin neler olduğunu madde, madde ağızlarına bile almadan, toplumu iyice aydınlatmadan,"er meydanlarında"ki savaşçılıklarıyla, topluma linç kültürünü empoze etmeye ustaca devam ediyorlar..
Ataerkil olduğumuz için de meydanlarda öğrendiklerimizi, sokakta, işyerinde en çok da evlerimizde uygular hale geldik..
Sadece örnek olsun diye bir araştırmayı ele alarak sizlerle paylaşmak istiyorum..Hem de asırlardır bir türlü vazgecemediğimiz; Herşeye sahip olma erdemliği. En önemlisi de erkeklerin kadınlar üzerinde uyguladıkları şiddet..
Kadınların yüzde 20'sinin okuma yazma bilmediği ülkede, aile içi suçların çoğunun kadınlara karşı işlendiği ortaya çıkmış.
Aşağıdaki araştırmada gösterilerin bütün örnekler her yıl tekrarlanan örneklerdir..Aksine , şiddettin gittikçe artığı gözlenmektedir..
Başbakanlık Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü'nce yapılan araştırma Türkiye'de kadınların yoğun şekilde şiddete maruz kaldığı ve şiddetin çoğunlukla kadına eşi, erkek arkadaşı ya da diğer aile bireyleri tarafından uygulandığı kaydedilen araştırma raporu:
”-Aile içi suçların yüzde 87'si, kadınlara karşı işlenmiş
-Varoş olarak nitelenen gecekondu semtlerindeki kadınlar arasında yapılan araştırmada, kadınların yüzde 97'sinin aile içi şiddete maruz kaldığı belirlendi.
-Ailelerin yüzde 34'ünde fiziksel, yüzde 53'ünde ise sözlü şiddet görülüyor.
-Lise ve daha üstü eğitimli 15-24 yaş grubunda bulunan kadınların yüzde 39.6'sı işsiz, kentli kadınlarda bu oran yüzde 37.4 iken kırsal alandaki kadınlar için bu oran yüzde 45.3'e ulaşıyor.
-Kadınları yüzde 20'si okuma yazma bilmiyor.
-Üniversite ve diğer yüksek eğitim kurumlarında görev yapan toplam 53 bin 805 öğretim elemanının 17 bin 828'i kadın. Yani kadın öğretim elemanlarının tüm öğretim elemanlarına oranı yüzde 33.1 oranında.
-Türkiye'de kadınların yüzde 40'ı görücü usulüyle evleniyor, yüzde 20'si ise nikahsız yaşıyor.
-Eğitim gören 100 kadından sadece 2 tanesi yüksek öğrenim görüyor.
-Kadınların yüzde 55'i doğum kontrolü uygularken, yüzde 64'ü hamilelik döneminde doktora gitmiyor.
-Yılda 2 bin 500 kadın anne olmak isterken yaşamını yitiriyor..”
Hepsi bu kadarmı?. Ya bilinmeyenler, yani; “faili mechul” diye tanımlananlar?.
Suşsuzluğumuzu bir celsede kanıtlayan bir örnek, bütün insanlığı hayrette düşürecek düzeyde:
Eşini dövüp kulağını kestiği iddiasıyla hakkında dava açılan F.P, duruşmada ilginç bir savunma yapmış savcıya: “Karım kendisine şiddet uyguluyor!” diyerek serbest kalmış(İzmir,2009)!!.
Su üstüne çıkmak, buna derler!!..
Saygılarımla,
Emir Ali Kaplanseren